Neden Düşeriz - 8 - Hikaye 002

Bölüm 8 : Tükeniş

26 Mayıs

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu.
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

— Orhan Veli Kanık

Yine bir şiir. Orhan Veli'den Anlatamıyorum şiiri.

İnsan duygularını ifade etmek için pek çok yol kullanır. Bazen güler bazen ağlar. Bazen yazar bazen okur.
Bazen de susar; en gürültülü şey odur aslında, susan bir insanın içindeki kıyamet.

Peki anlatamazsa?
Duygusunu ifade edemezse, düşüncesini anlatamazsa. Kendi çalıp kendi oynarsa. Yalnız olur artık. Der ki Anlatamıyorum. Nedir onun anlatamadığı? Sorun onda mı yoksa karşı da mı?

Ne ki onu farklı yapan? Sıkıntılar mı? Sıkıntıysa bir tek o mu yaşıyor. Yani herkesten farklı olarak ne yaşıyor? Herkesle aynı şeyleri yaşıyor. Nerdeyse. Onun sıkıntısı farkındalık mı? Bir tek o mu fark etmiş. Belki. Ne yapmalı o zaman? Düşünmeden yaşayamaz ya. Konuşsa ne işe yarar? Kaç kişi dinler onu? Sonra tabi ki anlatamıyorum der.

"Bir yer var biliyorum. Her şeyi söylemek mümkün."
Anlatabiliyor muyum? Yoksa ben de mi anlatamıyorum? Galiba. Yüksek ihtimalle.

Mycroft TYRANT

Mycroft yine şiirle derdini anlatmayı seçmiş. "Anlatamıyorum" 

Gerçekten öyle değil ama bana anlatıyorsun dedi içinden. Ama belki de bana değil—kendine söylüyorsun, ben sadece aradaki yankıyım. Belki aslında ben anlayamıyorum, belki de ben kayboldum aslında. Kaybolmak bazen bulunmayı umut etmektir. Belki de sen varken bile ayağa kalkamayacağım. Keşke beni bulsan. Bence çok iyi arkadaş olabiliriz.
Bunlar onun içinden geçenler. Diğer yazıyı okumak için sayfayı çevirdi.


27 Mayıs
Yarım Kalanlar

Her şey yarım kalmıştır. İnsan kendisi yarım kalmıştır. Kaybettikleri ondan götürmüştür.
Bazı eksikler tamamlanamaz; insan bazen parçalandığı yerden büyür.

Aslında ben onun için yazmadım. Ben kendi yarım kalanlarımı anlatacağım. Benim yarım kalanlarım yazılarım. Evet aynen öyle. Daha doğrusu yazamadıklarım. Oturup yazmaya başlıyorum ve beş dakika sonra tıkanıyorum. Yetersizim herhalde ya da yeteneksiz. Ruh halimle mi alakalı yoksa. Yok yok düpedüz yetersizim.

Yetersizlik duygusu insanın içinden konuşan bir gölge gibidir—ne zaman yazmaya kalksam omzumdan çekiyor beni.

Yazmak istediğim çok şey var da bir kaç cümle dışında bir şey çıkaramıyorsam sıkıntı bendedir. Ruhum daralıyor gibi her an ölmek ister mi insan? Ben istiyorum. Yazılar ve hikâyeler yazmak da istiyorum. Ama başaramıyorum. Kim beni okumak istesin ki? Beni nereden bulacak zaten anonim olan bir ismi? Okunmayacak yazılar yazmak, suya yazı yazmak gibi.
Suya yazılan yazı silinmez aslında; sadece başka birine ulaşmaz.

Okusa nolacak sanki hayat amacı ile dolacak değil ya? Ya da seni müthiş bir yazar olarak görecek değil ya? Öyle değilim zaten. Yazar olmak isterim sadece. Böyle yazan biri yazar olabilir mi? Yazar olsa ne yazacak? Ölmek istiyorum filan mı?
Belki de bazı yazarlar en çok ölümü yazar, çünkü yaşamayı beceremediklerini saklamak isterler.

Yarım kalmış bir kariyer. Hiçbir zaman tamamına ulaşamayacak. Hayaller kurma ki hayal kırıklığına uğrama.

Hemingway demiş ya, Bir insana güvenip güvenmemenin anlamanın en iyi yolu ona güvenmektir. Bence yanlış demiş. En iyi yol baştan güvenmemektir. Hayal kırıklığına uğramazsın böylece.

Yarım kaldım,
tıpkı yazılarım gibi.
Bir cümleye başladım,
sonunu getiremedim.

Kâğıt susuyor,
kalem inatla bekliyor.

Her harf biraz eksik,
her nefes biraz yarım.

Belki de tamamlanmak
hiç yazmamaktır —
çünkü biten her şey ölür,
yarım kalanlar ise yaşamaya devam eder.

Mycroft TYRANT

Defterin kenarında ince bir ses yankılandı sanki: “Biten ölür, yarım kalan sürer… ya sen?”

“Bazı cümleler bitmez, sadece susar.”
— Nazım Hikmet

“En büyük eksiklik, tamamlanamamaktır.”
— Franz Kafka

“Bir şey yarım kaldığında, aslında bitmiştir. Ama kalpteki yankısı sürer. Çünkü insan, tamamlanmamış hikâyelerin içinde yaşar.”
— Virginia Woolf

“Benim yazılarım da hep yarım kaldı. Çünkü ben de yarım kaldım. İnsan tam olmadıkça, kelimeleri de tam olamaz.”
— Sylvia Plath

Mycroft kendisiyle alakalı şeyler yazıyor artık. Yetersiz yazar olduğunu söylüyor. Hayal kurma ki hayal kırıklığına uğrama. Gerçekten tüm duygusunu belli ediyor artık. Galiba sona yaklaşıyor gibiyiz. Çünkü defterin sayfaları az kaldı.


---

30 Mayıs
Kayıp Kelimeler

İnsan bir şeyleri hatırlar, bir şeyleri unutur, bir şeyleri ise asla unutmaz.

Kayıp Kelimeler...

Unutulmuş kelimeler, insan kelimeleri unutur. Yaşadıklarını unutur. Ama yaşamayı unutur mu? Bilmem. Unutsam bile hatırlayamam herhalde. Hatta kesin hatırlayamam. Ama bunlar geçmişte kaldı.
Geçmiş bazen arkamızdan yürür, biz fark etmeyiz.

Artık teknoloji devri. Her anını ölümsüz kılabilirsin. İster fotoğraf ister video istersen sadece ses kaydı ile. Bakarak görebilirsin. Hatırlayabilirsin. Yüzünün güldüğünü. Şu anki fikirlerinden çok çok uzakta bir çocuk görebilirsin.

Artık çocuk değilsin. Artık çocuk gördüğümde yüzüm gülüyor. Yaşlanmış gibiyim. Halbuki zorlasan ben de çocuk sayılabilirim. Küçük bir çocuk gördüğümde senin yaptıklarını yapıyorsa bir kez daha hatırlıyorsun. Yaşadığını. Yaşamayı unutmuşsun gibi unutmuşum gibi. Ama yaşamayı hissetmek farklı. Yani öyle olmalı herhalde.

Yazılar yazıyorum. Daha doğrusu yazamıyorum. Yazılar yarım kalıyor. Sonra siliyorum. Unutuyorum. Bunu bile silebilirim. Okuyorsan silmemişimdir. Kelimeler böyle kaybolmuş gibi. Böyle sanki…

Bazen cümleler kaybolmaz; sadece saklanır, seni izlerler.

Bir gece vakti, okyanus ortasında tek başına hayatta kalmaya çalışıyor gibiyim. Yüzmeyi ise bilmiyorum. Hayatta kalma içgüdüsüyle hareket ediyorum. Birazdan ölecekmişim gibi. Ayağıma herhangi bir şey çarpsa bile korkudan batacakmış gibi.

Enerji lazım çok susamışım. Ama okyanus suyu içilmez. İçemeyeceğim kadar su var ama tek bir bardak bile içemezsin. Yazı yazmak şu an böyle. Yazabileceğim çok şey olabilir. Yani kendi fikirlerimi belirtebilirim. Yazsam ölmem ama ama çıkmıyor işte. Belki durum değişir. Kayıp kelimeleri bulurum. Yaşamayı hatırlarım. Hiç yazmadığım kadar yazarım.

Ölüm mü Yaşam mı gerçeği yansıtan?
Hadi gel inandır beni yaşamın güzelliğine.
Yaşamı fark ettiğimde mecburum ben sana yine.

— MT notu

Unutmakla hatırlamak arasında bir yerdeyim,
ne dünüm tam bende,
ne de yarınım hazır beni taşımaya.

Kelimeler elimden düşüyor,
sanki boğulan balıklar gibi,
suyun içinde ama nefessiz.

Yine de yazıyorum,
çünkü her cümle —
biraz daha yaşamak demek.

Belki bir gün,
kayıp kelimeler geri gelir,
ve ben o zaman,
yeniden konuşmayı hatırlarım.

Mycroft TYRANT

“Bazı kelimeler vardır; unutuldukça büyürler.”
— Emily Dickinson

“Kelimeler kaybolmaz, sadece sahibini bekler.”
— Paul Auster

“Bir zamanlar yazdığın kelimeler, aslında seni yazıyordu. Her cümlen bir aynaydı, her sessizliğin bir çığlık. İnsan unutmaz; sadece hatırlamaya cesaret edemez.”
— Jean-Paul Sartre

“Bir kelimenin yok oluşu, bir insanın sessizce kaybolması gibidir. Fark edilmez, ama eksikliği bir ömür sürer.”
— Milan Kundera

“İnsanın iç sesi, çoğu zaman kayıp kelimelerin yankısıdır.”
— Albert Camus

Galiba buraya kadardı. Defter bitmişti. Mycroft TYRANT yazarlık kariyerinin son yazısını yazmıştı. Bir anlam ifade etmeyen bir deftere yazmıştı. Bütünlük olmayan farklı farklı yazılar. Arada gelen anne sevgisi, bir sürü alıntı. Doğru kişi miydi?
Ona göre öyleydi. İkisi bitmişti. Artık bir iletişim kuramıyorlardı. Yanlış zamanda düşmüşlerdi. Eve dönmeye karar verdi. Gerçekten hayal kırıklığına uğramıştı. Belki de bu hayal kırıklığı kendi gölgesiyle dans etmek gibiydi. Bence sonu böyle olmamalıydı. Uzun zaman sonra bir şeyler okumuştu ve yarım kalmıştı. Ve başlıkla alakası yoktu. Neden Düşeriz?
Cevabını yazmamıştı Mycroft. Kendisi eve dönüp tamamlamak istedi. Son bir yazı ve kapanış. Eve dönmek için kalktı. Yerde duran su birikintisinde göz göze geldi kendisiyle. (Baktı, gözler sanki kendi içinde kaybolmuş bir labirentti.) Saçma sapan bir sebeple dışarı çıkmıştı. Kendisine kızıyordu. Nerden olduğu, nasıl buraya geldiği belli olmayan defterin, yaşı cinsiyeti ve herhangi bir özelliğini bilmediği bir kişiyi beklemeyi düşünmüş. Gördüğü tek kişi su birikintisinden kendisine bakan kendisi.
Ne bekliyordu ki?
MT yazmış işte.
"Hayal kurma ki hayal kırıklığına uğrama."
Defter bile kendisine cevap veriyordu. Buz şehrinin buz sokaklarında öylece bekliyordu. Eve gitmek için yürümeye başladı. Bazı metinler olmalı diye düşündü. Başka bir yerlerde. Sonunda birisini bulmuştu, anlaşabileceği birisini. O da yarım kalmıştı. Sokaklar yine aynı, bir sokağın havası değil de kendisi soğuk olabilir mi? Burası öyle işte. Evine giderken betonlardan soğukluk kemiklerine işliyordu. (Soğuk, kemiklerini çivilerle deliyor gibiydi.)


---

Evine gelmişti. Bir masa, tozlu kitaplar ve bitmiş mum. Odası ne ki kendisi ne olsun. Masaya oturup, kırtasiyeden aldığı kalemi kullanarak son yazıyı yazdı. Yarısı Mycroft'a ait yarısı kendisine. (Kalem bile titriyordu sanki onun elinde.)

                                                                  8 Kasım
Neden Düşeriz?

Fiziksel hiçbir şeyim yok ama vücudum üzerinden kamyon geçmiş gibi ağrıyor. Görünürde hiçbir derdim yok gibi ama kalbim bıçak yemiş gibi sızlıyor.
Yorgun değilim ama gözlerim açılmıyor. Ayaklarım yere basmıyor.
-"Ruhum ... ruhum ise ölmüş gibi." -
Her gece yatağım kabre döner sabahlara kadar uyumam ki güneşin doğuşunu gözle göreyim ve emin olayım ki kıyamet yine kopmuyor.
Yine düştüm." (Ve düşerken hissettiğin çığlığı kimse duymadı, sadece yankısı kaldı.)

"Sen yanlış zamanın doğru kişisisin. İçindeki çığlıklar yanlış zamanın etkileri."

Düştüm, evet… ama karanlık bana kendimi öğretti.
Yere çarptığımda anladım,
gökyüzü aslında içimdeymiş.
Her düşüş, bir yankı bırakır ruhta;
o yankı sensin — yeniden doğmaya çalışan.”
—düşüşün yankısından

Buraya kadar MT yazmıştı zaten devam ettirdi. (Ve her satır, gölgesiyle konuşuyordu sanki.)

Dünya korkunç bir yer bir tarafı öyle karanlık ki ölüm bile bir kurtuluş gibi geliyor insana bir taraf da öyle aydınlık ki insan ölümden delicesine korkuyor.
Dışarıda bir yerlerde korkunç şeyler var. En korkuncu da senin içinde. 
Dünyaya yansıttığın her şey ister karanlık ister aydınlık senin ruhunun yansıması. Sen nasılsan dünyayı da öyle görüyorsun. Ve sen de korkunç şeyler yaşayacaksın. Düşeceksin karanlıklara boğulacaksın. Ama şunu bil ki seni o düştüğün çukurdan sadece sen kurtarabilirsin.
Unutma ki en iyi arkadaşın da sensin en büyük düşmanın da mentorun da baban da. O yüzden bir daha düştüğünde sor bakalım kendine.
Neden Düşeriz?

Cevap, kendin kalkmak için düşersin. Kimseye ihtiyacın yok. En yakının sensin. En uzağın da. Anladın mı şimdi neden düşeriz. Kendimizi kaldırmak için.

 SON

Yazmış ve bitirmişti. Kendimizi kaldırmak için düşeriz. Bu odadan beni ben bile kaldırmam diye düşündü. Zaman da yanlış ben de. Etrafına baktı. Hiçliğin ortasında birkaç kitap ve bir defter. Kitaplardan birini aldı ve rastgele sayfa çevirdi. Tüm mal varlığı kitaplar. Ve bir şey fark etti.
Bazı sayfalarda bazı kısımlar altları çizilmiş ve numaralar yazılmış.
Karamazov Kardeşler.

“Eğer Tanrı yoksa, her şey mubahtır.
Ama Tanrı varsa da, adalet neden hâlâ yerlerde sürünür?
Aç çocukların gözyaşlarını kim açıklayabilir?
..."
Defterde olan alıntı. Hemen diğer kitaplara baktı.

Dönüşüm

“…O an anlarsın: düşüş, sadece bir an değil; uzun süredir süren bir dönüşümdür.”

Yine alıntılar. Defterdeki alıntılar çizilmiş. Kitaplara bakıyor. Ve haklıydı.
Yeraltından Notlar, Şato...
Hepsi vardı.
Üç, beş, on. Onlarca alıntı çizilmiş hepsi defterde olan alıntılar. Kafasında şimşekler çakıyordu.  En son sayfayı açtı. Büyük bir imza. Tıpkı kendisinin imzası. Taklit etmesi zor. Güzel ve büyük imza.

Yazar kendisiydi. Mycroft TYRANT kendisiydi. Doğru kişi, doğru arkadaş kendisi miydi?
Olamaz diye düşündü.
Artık delirmişti galiba. Soğuk ve karanlık kendisini bile unutturmuş. Defter yazdırmış, onu kaybettirmiş ve sonra buldurmuş. Kendisini arkadaş olarak görmesini sağlamış. Kendi kendisine hak vermişti. Büyük hayal kırıklığı, kendisi artık bir şeyleri fark etti. Geri dönüşü imkansız bu yolda kendisini döndürememişti. Delirmek bile işe yaramamış. Bir arkadaş bile etkileyememişti. Üstünü çıkardı, soğuk betona sırt üstü yatıp son şiirini havaya yazdı bu sefer.


---

Son Şiir

Karanlıklar içindeyim bir soğukta,
Bileklerimden sıcaklık yayılıyor,
Buz gibi hava ciğerimi yakıyor,
Tüm hatıralar artık unutuluyor. (Unutulmuş anılar, kendi hayaletimle fısıldaşıyor.)

Çığlıklar boğulur sessiz duvarlarda,
Adalet suskun, kayıp izsiz yollarda,
Bir ben kalmışım karanlık çağlarda,
Gölgeyle konuşur yüreğim zorla.

Zaman sürükler beni dipsiz boşluğa,
Her umut çarpar kırık bir kuyuya,
...

Sesi tıkanmıştı. Gücü buraya kadar yetti. Son Şiir veya son vaaz.
Kendisi bunu hak etmiyordu ama son kelimeleri şöyle oldu:



"Ben Mycroft TYRANT'ım." (Ve ses, kendi içinden yankılandı.)


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kayıp Kelimeler

Annem

Serzeniş