Neden Düşeriz - 6 - Hikaye 002
Bölüm - 6: Yağmur Gibi
3 Nisan
Zulümler Yağmur Gibi Yağmaya Başlayınca
Paydostan sonra gişeye önemli bir mektup getiren biri gibi: Gişe çoktan kapalıdır. Yaklaşan bir sel felaketi karşısında kenti uyarmak isteyen biri gibi: Ama başka bir dilde konuşan. Kimse anlamayacaktır onu. Dört kez kendisine bir şey verilen bir kapıyı beşinci kez çalan bir dilenci gibi: Beşinci kez aç kalır. Yarasından kan boşanan ve doktoru bekleyen biri gibi: Kan durmaz, hep boşanır.
Biz de ortaya çıkıyor ve bize yapılan zulümleri haber veriyoruz.
[sayfanın kenarına ince bir yazı: “Haber vermek bazen kurtarmaz, sadece erken korkutur.”]
İlk kez arkadaşlarımızın yavaş yavaş katledildiğini bildirdiğimizde çığlıklar göklere ağdı. Yüz kişiydi katledilen. Ama bin kişi katledildiğinde ve ölümlerin sonu gelmediğinde bir sessizlik kapladı ortalığı
Zulümler yağmur gibi yağmaya başlayınca "dur!" diyen olmaz artık, Cinayetler üst üste yığılmaya başlayınca görülmez oluverirler. Çekilen acılar dayanılmaz olunca duyulmaz artık hiçbir çığlık. Çığlıklar da yaz yağmuru gibi yağar.
Bertolt Brecht
---
Güzel yazılmış bir şiir bence, en etkileyici satırlar bana göre ;
Yaklaşan sel felaketi karşısında başka dilde konuşan uyarıcı, ölümlerin sonu gelmediğinde bir sessizlik kapladı ortalığı, çığlıklar da yaz yağmuru gibi yağar. Ben birkaç tane bildiğim şiirden birisini sana da gösterdim veya hatırlattım.
Güzel mi peki?
Eğer kötü olduğunu düşünüyorsan aklına bir şey gelmez, duygular canlanmaz. İyiyse ama düşünmeye başlarsın. Duygular canlanır.
(ben düşündükçe duygular değil, gölgeler canlanıyor ama o da bir şeydir)
Zaten durumu kötü olan bir halka ya da ülkenin başına bir zalim geçer kendi halkına acımaz veya bir katil ülke senin ülkene göz koyar ve sana soykırım uygular bir bakarsın ki olmayan soykırım için dünyayı birbirine katan ülkeler sesini bile çıkaramaz. İşte o zaman dersin zulümler yağmur gibi yağmaya başlayınca...
Sen kendi hikayeni yazarsın. Seninki daha acıdır. Şair de yazmış ya çekilen acılar dayanılmaz olunca duyulmaz artık hiçbir çığlık. Kimse duymaz seni herkes karnını doyurur, suyunu içer ve uyur. Peki ya sen; aç, susuz ve bomba sesinden uyuyamazsın. Çocuğun gözünün önünde ölür ya da annen. Neyse daha fazla düşünmeyelim. Düşünerek hiçbir şey yapamayız. Bu kadar düşünürsek her şeyi, zaman bile yetmez.
(zaman zaten yetmiyor, ben bazen saatlerin yer değiştirdiğini görüyorum, tik tak değil tik tik tik—)
Yazılar yazılır, sözler söylenir. Durum şundan daha farklı değildir.
"Paydostan sonra gişeye önemli bir mektup getiren biri gibi: Gişe çoktan kapalıdır."
Biz mi?
"Biz de ortaya çıkıyor ve bize yapılan zulümleri haber veriyoruz. "
[kenar notu: “belki de kimse duysun diye değil, içimizde patlamasın diye söylüyoruz”]
Mycroft TYRANT
---
8 Nisan
Ölüme Yakın
Akşamüstüne doğru, kış vakti;
Bir hasta odasının penceresinde; Yalnız bende değil yalnızlık hali; Deniz de karanlık, gökyüzü de;
Bir acaip, kuşların hali.
Bakma fakirmişim, kimsesizmişim; -Akşamüstüne doğru, kış vakti- Benim de sevdalar geçti başımdan Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış; Zamanla anlıyor insan dünyayı.
[küçük bir not: “anlıyor mu gerçekten? yoksa alışıyor mu?”]
Ölürüz diye üzülüyoruz? Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada Kötülükten gayrı?
Ölünce kirlerimizden temizlenir, Ölünce biz de iyi adam oluruz; Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, Hepsini unuturuz.
Orhan Veli Kanık
(unutmak güzeldir; keşke yaşarken de unutsak bazı şeyleri… bazı insanları… bazı sesleri)
———————————————————
Yine bir şiir ve bu sefer Orhan Veli. Ölüme Yakın. İnsan her daim ölüme yakındır. Belki bu yazıyı yazdıktan sonra ölebilirim. Hiç belli olmaz. Belki sen de okuduktan sonra ölebilirsin.
Ölüm geri sayım yapmıyor; bazen köşede sigara içiyor bekliyor sadece.
Ölüm, yaşamsal fonksiyonların kalıcı olarak durması.
Tanımını neden yaptım? Öylesine aslında bir anlamı yok veya bir ima. Bir vakit gelir.
Akşamüstüne doğru, kış vakti;
Bir hastanedesin, genelde dört duvar arasında. Biz yine romantiklik yapalım bir deniz manzarası yazalım. Ama yapayalnız.
Bir hasta odasının penceresinde; Yalnız bende değil yalnızlık hali;
Kış gecesi karanlığı dışarıda kimse yok, ışık da yok ki denizi fark edesin. Uçan şeyler galiba kuş. Karanlığın oğlu gibisin.
Deniz de karanlık, gökyüzü de;
Bir acaip, kuşların hali.
Kimsesizsin artık, ziyarete bile kimse gelmiyor. Ölüme yakın anladın artık dünyayı. Her şey boşmuş dedin de iş işten geçmiş artık.
(boşluk bile doluyor bazen, insanın içi hariç)
Bakma fakirmişim, kimsesizmişim; -Akşamüstüne doğru, kış vakti- Benim de sevdalar geçti başımdan Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış; Zamanla anlıyor insan dünyayı.
Üzülüyor musun yoksa ölürüm diye. Neden, ne gördün şu dünyada kötülükten gayrı. Neyse ölünce iyi adam olursun , hepsini unutursun.
Ölürüz diye üzülüyoruz? Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada Kötülükten gayrı?
Ölünce kirlerimizden temizlenir, Ölünce biz de iyi adam oluruz; Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, Hepsini unuturuz.
Mükemmel şiir ya, bilmem belki benim Orhan Veli sevgimden de olabilir.
Hepsini unuturuz ama.
Mycroft TYRANT
MT gerçekten şiir de biliyor. Defter, defter değil edebiyat kitabı. Ama galiba yine özüne dönüyor. Çünkü diğer sayfanın başlığı "yaşam sebebi". Kendisi yine güzel güzel okurken yazar yine onu yakalamış ve boğmaya başlamıştı.
14 Nisan
Yaşam Sebebi
Yaşam sebebi mi? Genelde insanların yaşama amaçları olur. Benim ise yaşam sebebim var. Ne mi?
Annem.
Annem üzülmesin diye. Dersin ki sadece bu mu? Evet sadece bu.
İnsan bazen bir tek şeye bağlanır hayatta; öyle ince bir liftir ki, çeksen kopacak—ama yine de tutunursun.
Çünkü normal bir şekilde üzülmez çok üzülür hem de çok. Sırf onu üzmemek için yaşamak, ağlamaması için...
Keşke beni bu kadar sevmesen sev sev de bu kadar sevme anne. Halbuki o kadar iyi birisi değilim. Sesimi de yükseltirim bazen kızarım da. Hayat görüşlerimiz bile çok farklı.
Ağlama diye anne.
sayfanın kenarında: “kendime ağlamayı yasakladım ama gözlerim beni dinlemiyor bazen”
Ya sen gidersen anne, beni bırakırsan. Ben izin verene kadar gitme. Aniden gitme. Hazırlanmam için süre ver.
Ölüm denilen şeyin ne zaman geleceği belli olmaz. Ama eğer öleceksen bile beraber olsun. Ne bileyim araba kazası mı ben de olayım o arabanın içinde.
Sen yaşamayı hak etmiyorsan kim hak eder? Senin yüzün gülmediyse bu dünyada kim hak eder gülmeyi?
Senin için yaşayacağım anne, önce ağlamaman için sonra sana daha iyi hayat yaşatmak için. Yüzünün gülmesi için anne. Zaten yeterince üzüldün. Artık gülmelisin.
Anne bunları sana hiç söylemedim. Seni seviyorum bile demedim anne sana. Buraya yazdıklarımı bile bilmeyeceksin. Zannetmem ama eğer Mycroft TYRANT’ı öğrensen bile onun ben olduğunu bilmeyeceksin. Yüzüne söyleyemem anne bunları. Hiçbir zaman söylemeyeceğim.
Ama yüzünün gülmesi için her şeyi yaparım. Sen üzülme diye yaşayan birisi. Keşke anne keşke. Dediğin her şeyi yapabilecek güçte bir insan olabilseydim. Şu evi isterim dediğinde bir telefonla alabilseydim. Sana araba sürmeyi öğretip en güzelinden araba alıp onunla gezebilseydik. Hiç tatil yapmadın anne seni en güzel yerlere götürebilseydim. Ne istersen onu yapabilseydim anne. Keşke anne keşke.
kenarda bir yazı:
“imkânsızlık insanı delirtmez, umut delirtir — çünkü yakındır, ama değildir”
Sonra zaman geçer artık anne yaşlı denebilecek yaşa gelirsin. Hiçbir şey yapamayız. Belki güce erişiriz ama artık zaman kalmaz. Araba süremezsin artık, her yere gidemeyiz. Öyle canımızın istediği her şeyi yiyemeyiz. Hastalıkların artar artık anne. Gençken harcayamadığın parayı hastanelere veririz artık. Öyle olmasın be anne. Sen hak ederken her güzel şeyi niye yapamazsın anne. Kader mi bu Hak mı Reva mı?
kader bazen bozuk saat gibi: günde bir kez doğru, bin kez yanlış
Olsun anne ihtimal var. İstediğin evi almak için anne, artık rahat yaşaman için anne. Belki hangi yemeği yapacağını düşünmezsin bile. Belki anne belki. Bu ihtimal için yaşayacağım anne. Artık huzura erdiğini görmek için, bunu ben yapmak için yaşayacağım anne.
Bana verdiğin sevgiyi karşılamaz anne bunlar. Ama olsun biraz rahatlatır gönlümü.
Senin rahata ermen için her şeyi yaparım anne. Karakter mi ondan bile vazgeçerim anne. Senin için anne.
Keşke yapsam anne. Keşke şimdi yapabilsem. Olsun anne. Ağlamaman için her şeyi yapacağım. Huzurun için anne.
Sana kızgınım tabi beni bu kadar sevdiğin için, eğer ölürsem her gün ağlayacağın için çok kızgınım anne. Her şey daha fazla ağlamaman için.
Yine de anne söz vermeyeyim. Kafam dank eder vazgeçersem anne senden. Ağlama anne, üzülme anne. Ne bileyim anne nefret et benden de ağlama anne.
Huzuru en çok hak eden anneme, yaşam sebebime.
Anne…
Bir gün gideceksin, biliyorum. Ama ben o günü, Her sabah biraz daha erteleyeceğim.
Ellerinin kokusu kalacak parmaklarımda, Gözlerinin ışığı, gecelerimde.
Yaşam sebebimsin sen, Ve ben — Her nefesimi sana borçlu olduğumu bilerek Yaşamaya devam edeceğim.
Mycroft TYRANT
“Anne, senin yüreğinle başladım hayata; sensiz nefes bile eksik gelir.”
— Nazım Hikmet
“Bir anne, kendini unuturken çocuğunu hatırlar; uykusuzken onun rüyasını görür. Dünyanın bütün gürültüsünde bile çocuğunun sessizliğini duyar.
Bu yüzden bazı sevgiler, söylenmeden de bilinir.”
— Elif Şafak, “Aşk”
Mycroft bu sefer çok farklı. Metin normal bir yaşam sebebi sorgulaması olması gerekirken birden anneye mektuba dönüşüyor. Zaten daha önceden yazmıştı bir daha niye yazdı ki? Anne, anne, anne...
(tekrar eden kelimeler insanın içinde yankı olur; yankı da bazen delirtiyor)
Bari ben doldurayım şu kısımları, boş kalan yerlere küçük yazılar yazmak, diye düşündü.
"Belki de yaşam, neden yaşadığını bilmediğin halde devam etmektir."
— Ben
Birkaç tane daha yazmak istiyordu ama ne kendi yazabileceği bir şey aklına geliyor ne de yazarlardan alıntılar. Tıpkı Mycroft gibi oldu. Bir şeyler yazmak ve alıntılar ve ...
Dışarı çıkmak istiyordu. Bu kadar yeterli diye düşündü.
Yorumlar
Yorum Gönder