Neden Düşeriz - 5 - Hikaye 002



Bölüm 5 : Serzeniş Çizgisi

8 Mart
Dünya Çizgileri


Bugün yine bir şeyler.

Bu “şeyler” kelimesi son zamanlarda sıkışıp kaldığım tüm düşüncelerin ortak adı oldu. Ne olduklarını bilmeden onlara isim veriyorum, çünkü şekilsiz olanı adlandırmak daha kolay.

Dünya çizgileri derken kastettiğim aslında paralel evrenler olabilir. Her yol ayrımı farklı bir evrene açılır. Buna bir çizgi diziden gördüğüm için dünya çizgileri diyorum.

- Aslında bazen düşünüyorum, belki de ben o çizgilerden birinde çoktan kayboldum da hâlâ buradaymışım gibi davranıyorum. Bir yanlış sapakta unutulmuş bir gölge gibi. -

Aslında şu an üzülüyorsan, başka bir yerde mutlusundur belki de. Belki de dünyanın en zengin kişisi oldun, belki de çoktan öldün. İçin ferah olsun bunu okuyorsan hala nefes alıyorsun.

Keşke nefes almanın yaşadığımı kanıtlayan en güvenilir şey olduğuna gerçekten inanabilsem.

Gel senle beraber çizgiler hakkında konuşalım. Olup olmaması ile ilgili değil olduğunu varsayıp kendi aramızda konuşur gibi konuşalım. Konuşur gibi… Oysa sesin yok, benim de uzun zamandır doğru cümlelerim. Ama bir şekilde ikimiz de aynı satırda buluşuyoruz işte.

Biliyorsun hayat spektrumu o kadar geniş ki hayal ötesi iyi veya hayal ötesi kötü olabilir. Her türlü hayat var ve bu hayatları yaşayanlar var. Sence çizgiler olması bu insanları etkiler mi? Etkilemez bence neden mi?

Çünkü etkilenmek için önce farkında olmak gerekir. Farkındalık da bir lüks. Çoğumuzun erişemediği bir şey.

Herhalde kimse kendini avutmaz diye düşünüyorum. Yani işte öbür çizgilerde benim hayatım iyi filan. Tabi ki asıl neden çizgiler kararlara bağlı. Bir insan hayatını ne kadar yönetir. En dipten kaç kişi çıkmış bugüne kadar. Şimdi birkaç isim saymaya kalkarsınız. Bazıları kendi kendine hiçbir destek şans olmadan gelir. Yukarı çıkmak için yine şansa ihtiyaç var. Bu şans neye göre gelir. Aslında çizgi çoktan belli yani gideceğin yol belirli arada şerit değiştirirsin bu kadar. Yapabilirsen karşı şerite geçersin. Yapabilirsen...

Zaten kader belli olur doğduğun an. O kaderin dışına çıkarsan tarihe geçersin. Herkes bilir seni. Mucit olursun tarihe geçersin olmazsan sıradan bir mühendis. Sana verilen çizgide koşarsın ya da çizgiyi sen çekersin. Çizgiyi bizim çekme ihtimalimiz kaç? Bu zamana kadar çok insan yaşadı ne kadarının tarihte adı geçer? Kaç tanesi çizgi çekmiştir? Ben hiçbir zaman çizgi cekemeyeceğim. Yani yüksek ihtimalle. Aşırı yüksek ihtimalle. Ya sen?

Çizilmişi mi yoksa kendi kalemin mi?

Kalem elimdeyken bile bazen yazanın ben olmadığından emin olamıyorum.

Çizgiler bir şey ifade etmez. Zaten tek yol var. Tek çizgi. Bir tarafa Doğum diğer tarafa Ölüm. D'den Ö'ye bir çizgi. Kimininki kısa kimininki uzun. Kimi dalgalı kimi dümdüz. Geçmişi değiştiremeyiz. Peki ya gelecek?

Belki de geleceğin bile çoktan geçmiş sayıldığı bir yerde sıkışmışızdır.

Ne kadarını değiştirebiliriz. Zamanı, mekanı, kişileri belli zaten. Film çoktan tamamlandı. Sadece filmi izlerken biliyoruz var devamı ama ne kadar var nasıl olacak onu bilmiyoruz.

Tamamlanmış bir filmin içinde figüran gibi yaşamak yorucu… Hele ki kendi sahnen olup olmadığından emin değilsen.

Bugün ölebiliriz. Sen, ben, o veya hepimiz.

Bu ihtimal tuhaf bir şekilde içimi rahatlatıyor bazen. Çünkü belirsizlik, kesinlikten daha ürkütücü.

Her şey biter, yazdıklarım kalır da ya yazacaklarım. Uçar birden hepsi. Hayal ettiğiniz ev veya araba pufff. Uçtu gitti. Ne çizgi kalır ne roman. Öldüğünde ne kalır çizginden. Yavaş veya hızla silinir. Bazıları çizgisini adeta okul sırasına kazır gibi kazımış. Kalıcı olur artık. Ölümün bile durduramayacağı şeyler var. Çizgisini dünyaya işlemiş kişilerin çizgisini silemiyor. Hatta belki de daha da sağlamlaştırıyor

Çizgisi sağlam olan kazanır.

Mycroft TYRANT

Yollar var, çizilmiş. Kimi kanla, kimi kalemle. Kimimiz koşar, kimimiz düşer. Kimi silinir, kimi iz bırakır. Ben hâlâ yazıyorum kendi çizgimi— Belki de çoktan yazılmış olanın üstüne.

— Mycroft TYRANT, “Dünya Çizgileri” Defter Notu

“Kaderin kalemi, yazdığı çizgiyi asla geri silmez.”
— Oruç Aruoba

“İnsan kaderiyle karşılaşacağı yola, genellikle o yoldan kaçmak için saptığı dönemeçte girer.”
— Jean de La Fontaine

Açıkçası biraz nefes aldırıcıydı bu yazı. Daha derin bir konu olmasına rağmen bu sefer boğucu şekilde yazmamış TYRANT, diye düşündü.

Fakat nefes aldırıcı olan şeyin yazının kendisi mi, yoksa kendi içinde giderek daralan odanın bir anlığına genişlemiş gibi hissettirmesi mi olduğundan emin değildi.


14 Mart

Ütopya

Ütopya; aslında olmayan, tasarlanmış ideal toplum.

Keşke ideal olanla gerçek olan arasındaki fark sadece bir kelime kadar basit olsaydı.

Ütopyalar, bugün gerçekleşmesi imkânsız toplum tasarımlarıdır.

Bu şekilde tanımlamışlar. Bu zamana kadar çok sayıda ütopya oluşturulmuş. Platon'un "Devlet"inden Farabi'nin "El-Medine'tül Fazıla"sına kadar. Hepsi kendi ideal toplumlarını ortaya koymuş.

Dertleri neymiş bu adamların neden olmayacak şeyler anlatmışlar. İşte erdem, ideal toplum filan.

Bir de distopyalar var. Olumsuz ütopyalar. En bilineni George Orwell "1984".

Herkes anlatmış. Ama yine de insanlık hep distopyalara yakın olmuş.

Belki de distopya bizim en doğal hâlimizdir, sadece adını yeni koyduk.

Bir masum çocuğun kendisinin haberi bile olmayan ülkeler tarafından atılan bombayla ölmesi, bu olduğu sürece her zaman distopyalara yakınız. İnsanlar başaramaz mı?

Adalet'i

Başaramazlar. Onun için öyle ütopya kurmaya gerek yok. Yine de benim ütopyamın tek özelliği var.

Adalet.

Adalet olduğu zaman her şey olur. Adalet emeğin karşılığını verir. Adalet hak verir. Adalet'in olduğu yerde fakirlik olmaz. İlle ben fakir olacağım demiyorsan.

Herkese her konuda Adalet.

Adalet… ne kadar çok tekrar edilirse o kadar uzaklaşan bir kelime.

-MT-notu-

Ütopyam var,
ama taşları adaletle dizilmiş.
Her hak sahibine ulaşsın diye,
Her emeğin karşılığı verilsin diye.

Fakirliğin olmadığı,
Masumların korkmadığı,
İnsanlığın adil olduğu bir dünya…

İşte o zaman gerçek ütopya başlar.

Mycroft TYRANT

Bu yazısı baya kısa yazılmış. Adalet. Alıntılar belki de daha uzun olabilir.

“Adalet, yalnızca ütopyalarda değil; onu arayanların yüreğinde başlar.”
— Aristoteles

“İnsanlık, ütopyalara değil, adalete ihtiyaç duyar.”
— Albert Camus

“Bir toplum ne kadar ideal görünürse görünsün, adalet yoksa her şey boş bir hayaldir. İnsan hakları, eşitlik ve hakkaniyet olmadan kurulan ütopyalar, distopyadan başka bir şey değildir.”
— Platon, Devlet

“Adaletin olmadığı yerde özgürlük, sadece güçlülerin hakkıdır; fakirin sesi ise hiçbir zaman duyulmaz. Ütopya, adaletin varlığıyla mümkündür.”
— John Rawls, Adalet Teorisi

Aynı şeyi söyleyen dört alıntı. Bu sefer gerçekten haklı hem de çok haklı, diye düşündü. Diğer sayfayı çevirip okumaya başladı.

18 Mart

Serzeniş

Bu bir serzeniş,
İnsan ne için yaşar ki?

Kırk yılın başı denk gelen bir mutluluk mu, sevdiği insanlar için mi, para için mi?

Daha fazla yazabilirim ama sonuç hep aynı çıkar bence.

Bazen aynı sonuca çıkmanın kendisi yoruyor insanı. Sanki düşüncelerimde sürekli dolaşan dairesel bir yol var; ne tarafa yürürsem yürüyeyim aynı noktaya geri dönüyorum. Haritanın kenarı yokmuş gibi.

Sende bende bazı iyi şeyler olabilir de ya olmayan insan ne için yaşar. Sefaleti, ihaneti veya her türlü kötülüğü görmek için mi? Hadi bize kötü bir şey olmasın peki ya olanlara demeli,
" bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mı diyelim. Ya biz olsaydık orada,  ya bize ------- etselerdi. Ya bizi döve döve öldürselerdi. Ya çöpten yemek toplamaya muhtaç olsaydık. Bazıları bunları hafife alır. İnsanı gerçekten sanki her şeyin üstesinden gelmek zorundaymış gibi görür. En basitinden bir işle meşgul olmasını söyler. Peki bu kardeşimiz iş verir mi kendisinin hor gördüğü birine? Vermez. Sonra öyle böyle diyerek millete akıl verir. Sakın yanlış anlamayın ben hiçbir zaman birilerini akıl vermeyecek düzeyde görmem, benim buradaki itirazım ikiyüzlülük.

İkiyüzlülük…

Hayatta en nefret ettiğim şey ikiyüzlülük. Bu dünyanın kendisi ikiyüzlü olduğu için insanından hiçbir şey beklemeyin. İnsanlar güvenilmez maalesef. Kim istemez birine yüzde yüz güvenmeyi ama sakın kimseye yüzde yüz  güvenmeyin. Her zaman satılma, unutulma, çöp gibi kenara itilme vs. durumlar başınıza gelebilir. Kimse vazgeçilmez değildir tıpkı senin, benim ve onun olduğu gibi. Nerden nereye geldik. En son hayata serzeniş diyordum.

İnsan maalesef çok bencil, çok unutkan. Daha dün üzüldüğü şeyi bugün umursamaz olur. Sahi insan neden üzülür.

İnsan neden üzülür? Cidden neden?

Genel olarak insanlar ortak şeylere üzülür diye tahmin ediyorum. Mesela annesiz babasız bir çocuk gördüğümüzde üzülürüz. Ona mı kendimize mi? Onun yetim olmasına mı yoksa kendimizin yetim olmuş veya olacak olma ihtimaline mi? Eğer ona üzülüyorsak onun için ne yaptık? Yanımıza mı aldık? Maddi destek mi sağladık? Yüksek ihtimalle hayır. Bazılarımız zaten kendine bile zor bakıyordur. Peki ya diğerleri? Eminiz ki oran çok düşüktür. Bu bir eleştiri değildir sadece bir şeyler anlatmak istiyorum. Yani diyorum ki gerçekten ona mı üzülüyoruz. Yoksa yine aslında içten içe kendimize mi? Yoksa her ikisi birden mi? Ya da en doğrusu insan insan olduğu için üzülür mü? Evet evet insan insan olduğu için üzülür tabi ki. Bir duygu zorunlu bir duygu. Kim üzgünken mutlu olabilir? Öyle davranabilirsin ama tek gerçek vardır. Gri olamaz hem mutlu hem üzgün olamazsın. Zıt duygular bunlar. Zorunlu duygular. Bak onlar bile bizim elimizde değil.

Duyguların bile bize ait olmaması fikri içimde tuhaf bir boşluk bırakıyor. Sanki ben karar vermeden bir şeyler geliyor, ben istemeden gidiyor. Belki herkes böyledir, belki de değil… ama bazı geceler gerçekten kimin düşündüğünü bilmiyorum: ben mi, yoksa benden önce yazmaya başlamış biri mi?

Hayatımız gerçekten bizim elimizde mi? Zaten çoğu şey sen doğar doğmaz belirleniyor. İsmin soyismin. Mycroft TYRANT. Nereli olduğun belli, hangi ülke hangi şehir. Büyürsün. Zaten belirli bir okula gidersin. Şehrin öbür ucuna gidecek halin yok ya en yakın yüksek ihtimalle. Sınıfını başkaları belirler. Hayatın etkilenir bunlardan hem de yüksek oranda. Hangi okul, hangi sınıf, hangi öğretmen, hangi arkadaşlar. Hepsi bir kağıtta okulunu aile, sınıfını müdür, öğretmeni ise bakanlık belirler(atar). Daha başlangıç bu ama hiçbir şey senin elinde değil.

Doğduğun anda bile hiçbir şeyi seçemiyorsun. Bu fikri düşününce bazen içimde bir ürperti dolaşıyor. Sanki biri “sen sadece devam et” demiş, ben de gerçekten devam ediyorum. Neye, nereye—işte onu bilmiyorum.

Sorarım sana mesleğini tamamen özgür şekilde sen mi seçtin yoksa oraya itildin mi? En basitinden sosyal medya kullanırken sen mi seçiyorsun yoksa önüne mi çıkar? Daha çok var çok. En en en özgür kişi hayatının kaçta kaçını yönetir? Hayatının ne kadarı sana ait? Bize ait olmayan bir hayat için serzenişte bulunmak. Peki bunların önemi var mı?

Hayat basit mi zor mu?

Yaşa ve öl kadar basit mi yoksa binlerce yol ayrımı olan karmaşık bir bulmaca gibi zor mu? Sence hangisi. Belli değil gibi mi? Bu kişiden kişiye göre değişir. Hayatı kolay olan adam için yaşa ve öl, hayatı zor olan için her yol ayrımında ayrı kafa patlatmak. Basit ya da zor olması önemli mi peki. Zaten plan çoktan belli. Ne olacaktı, savaşın içinde doğup eğitim yüzü görmeden bilim adamı mı?
Zaten çizgiler bellidir. Senin kararın ne kadar etkiler. Herkesi kendimiz gibi de zannedemeyiz. Benim yemek derdim yokken başka adamın yemekten başka derdi yoktur. Ben burada yazı yazarken o bu gece bomba yağmasa bari diye düşünüyordur. Bak bu da onun elinde değil. Birileri haritadan işaretler uçaklar kalkar oralar bombalanır. Ölüm gibi tek gerçek bile başkalarının elinden gelir.

Ölümün bile başkalarının elinde olması… İşte bu fikir beni her zaman durduruyor. Çünkü o zaman yaşamak da bizim elimizde değil demek. Bu düşünceyi fazla kurcalamamaya çalışıyorum; bazı kapılar vardır, açınca kapanmaz.

Varoluşa Bir Ağıt - MT

“Gök, hep aynı gök — ama altında ezilen biziz.
Birileri yıldız sayar, birileri ekmek kırıntısı.
Kader yazılmışsa bile kalem niye bizde değil?

Yine de konuşurum,
çünkü susmak, onların istediği sessizliktir.”

Mycroft TYRANT

“İnsan, zincirlerini taşıdığını fark ettiği anda özgürlüğünü kaybeder.”
— Jean-Paul Sartre

Kader, çoğu zaman başkalarının kaleminden yazılır.”
— Friedrich Nietzsche

“İnsan kendini özgür sanır, oysa seçimlerinin sahibi değildir.”
— Baruch Spinoza

“Hayat; biz planlar yaparken başkalarının bize biçtiği rollerdir.”
— Woody Allen

En çok alıntı yapılan yazı olabilir.

Albert Camus – Sisifos Söyleni

“Dünya saçmadır. Fakat insan, bu saçmalığın ortasında yaşar, düşünür ve direnmeye devam eder.
Sisifos taşını yukarı iterken anlamsızlığa meydan okur; çünkü farkındadır.
Bütün serzeniş, farkında olanın çığlığıdır.”

Fyodor Dostoyevski – Suç ve Ceza

“İnsanın özgür iradesi var mıdır?
Belki de insan, yalnızca kaderin farkına varmış bir kukladır.
Ama kukla olduğumuzu bilmek bile, bir tür özgürlüktür.”

Franz Kafka – Şato

“İnsan, bir düzenin içine doğar ve o düzeni sorguladığında kapılar kapanır.
En sonunda, o kapıların var olma nedenini bile unutur.
İşte sistemin zaferi budur.”

Cioran – Çürümenin Kitabı

“Hayatın planını başkaları çizer, sen sadece o planın içinde tökezlersin.
Bütün serzeniş, kontrol yanılsamasının farkına varmakla başlar.”

Yine alıntılar yine aynı şeyleri düşünen insanlar. Güneş sönmek üzere gibi. Işığı azalmış ve sıcaklığı kaybolmuş sanki. Defterden güneş  bile etkileniyor gibi. Sadece kendi yazıları olsa neyse yetmezmiş gibi alıntılarla kendini destekliyor, diye düşündü. Hava daha da soğumuş. Kendi nefesinin sıcaklığını hissetmeye başlamıştı.  Hızlıca diğer sayfaya geçip okumaya devam etmek istedi.


---

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kayıp Kelimeler

Annem

Serzeniş