Taş Boyayan Çocuk - Hikaye 001
Gel arkadaş senle uzak bir diyara gidelim. Sen hayal de ben ise gerçek. Bir çocuğun hayatından bir kesit alalım bakalım. Ne kazanacağız veya ne kaybedeceğiz.
Anne, baba ve oğul.
Zamanın birinde küçük bir kasabanın küçük bir aile yaşarmış veya yaşıyordur. Oldukça fakir bir hayat, anne hasta ama ne hastası olduğunu bilen yok zamane klişesi olarak pek bir ömrü kalmamış gibi. Baba ise artık ailesini bırakmış. Nasıl olur diye sorma hayat bu insanı perişan eder eder seni ailenden bile vazgeçirir. İyi de baba nasıl vazgeçer? Öyle vazgeçme değil zaten Baba artık hayatı bırakmış oğlunun gözlerine bile bakmaz olmuş artık. Eh ne yapsın artık çalışmasının bile bir anlamı kalmamış. Ne olacak çalışınca der kendi kendine. Başım göğe mı erecek, yoksa çok zengin mi olacağım? O da anlamış herhalde artık fark bile yokmuş çalışıp çalışmasının. Oğul ise daha yedi yaşında okul çağı diye mi düşünüyorsunuz. Maalesef okul yokmuş o zaman o kasabada. Oğulun adı bilemiyoruz o yüzden Çocuk demek zorundayız. E sen şimdi dersin " Bunlar nasıl yaşıyor o zaman? " Taş boyarmış desem. İnanır mısın? Nasıl mı?
Çocuğumuz sabah kalkar kalkmaz annesini uyandırıp ona su içirirmiş. Annesi ise ona sevdiğini bile söyleyemezmiş. Sonra ise Babasına bakarmış. Babası ise uyurmuş. Sadece uyurmuş. Şimdi yine dersin. " Yav kardeşim madem çalışmaz ne diye karısına bakmaz." Ben bilemem sen bilebilir misin? Yaşadın mı o adamın hayatını? Peki nasıl olur da ahkam kesersin. Hissettin mi o acıyı hüznü veya sevinci. Hayır değil mi? Damdan düşenin halini damdan düşen bile anlayamaz derim. Hepimiz aynı damdan düşelim acılarımız eşit olur mu sizce? Neyse dediğim gibi Baba uyurmuş genelde.
Çocuk ise dışarıya çıkarmış. Çıplak ayakla bile her yere gidermiş. Ne için mi neden olacak taş için ama en yassı olanlarını bulmak için. E hadi taşı bulsun rengi nasıl verecek bu küçük çocuk. Küçük çocuk deyip geçme senden benden akıllıymış herhalde rengi bile doğadan alırmış. Nasıl olacak mesela yeşil rengi için çimen, yaprak toplayıp ezermiş. Ya da kırmızı için gül, gelincik (çiçek olan) onları toplarmış. Fırçayı yapmak için ise ince bir dalın ucunu taş ile ezermiş. Tıpkı bizim fırçalar gibi püsküllü yapmayı başarırmış. Gerisi ise artık hayal gücü.
Çocuk işte hayal de gerisini ona bırak. Gördüğü her şeyi, hayal ettiği her şeyi çizermiş. Sonrası mı tabi ki satması lazım. Gidip satacak kim alırsa artık. Her gün aynı şeyleri alıp aynı şeyleri yiyip zamanını tüketirmiş. E ne yapsın.
Zaman geçer yine bir gün çocuk taşları önüne dizip beklemeye başlamış. Bağırmazmış bile zaten bağırsa ne olacak. Güneş batmak üzereyken artık eve gitmeyi düşünmeye başlamış. Tam o sırada kasaba halkı birbirine girmeye başlamış. Ne için kavga eder o da bilinmez. Zaten hangi kavganın sebebi bilinir ki? O sırada halktan birisi onun taşlarını alıp millete atmaya başlamış. Çocuk ne yapsın taşlarını almak için kalabalığın arasına girmiş. Kafasına diz darbesi gelmiş nasıl olduysa. Çocuğumuz orada bayılmış. Gece yavaş yavaş kendine geldiğinde ortada ne taşları var ne birileri. Yanağında bir kuruluk hissetmiş eliyle dokunmuş. Galiba kurumuş kan demiş içinden. Sonra taşlarını görmüş yerde her yerde hepsinin rengi gitmiş, tozlanmış. O sırada ağlamaya başlamış çocuk. Ya ne olacaktı. Taşları için ağlamıyormuş aslında. Baygın bir çocuk, kafasından kan akıyor onu öylece bırakırsın öyle mi. Birisi bile yardım etmez mi? Hadi halkı geçelim. Peki ya Baba. İnsan merak etmez mi bu kadar mı bıraktın hayatı. İlk defa ağlamış çocuk yani kendisinin hatırladığı kadarıyla. Eve gider gitmez. Babasına bakmış , uykudan uyanmamış bile Anne zaten hasta. Hayatı bu kadar zor olmalı mıydı bu çocuğun. O da artık isyan etmiş. Artık ölmek için yalvarmış. Hem de hepsi için. Hepimiz ölelim demiş hepimiz.
Artık dilek mi dua mı. Çocuğun isteği olmuş. Sabah hepsi ölmüş. Anne hastalıktan, Baba açlıktan, çocuk ise galiba beyin kanamasından. Şimdi belki bu iyi gibi olabilir. Ama onları kimse fark etmemiş bile. Yaşadıklarından haberleri olmadığı gibi öldüklerinden de haberleri olmamış. Ne olacaktı? Tüm kasaba yas mı ilan edecekti. Ailenin katili zaten onlar. Üstelik babayı yaşayan ölü haline getirmeyi bile başarmışlar. Ne diyelim? Başarıları daim olsun. Sen buna hayal gücü, kurmaca diyebilirsin. Ben ise gerçekleşmiş, gerçekleşen, gerçekleşecek derim.
Mycroft TYRANT
Yorumlar
Yorum Gönder